Atatürk
Banner

Kategori Arşivi: ‘Kişisel’

Geçmişle Bağları Koparmak

gecmisi-silmek

Değer verdiğiniz insanlarla aranız bozulduğunda veya birinden ayrıldığınızda, bazen mantığınız size aksini söylese de siz o kişilerle ilgili hatıraları (bunlar fotoğraf, yazılar/e-mailler, müzikler, videolar, konuşma kayıtları vs.) silmek zor gelir. Sanki silerseniz her şey temelli bitecekmiş gibi gelir. Hayata tutunmak için bir amacınız kalmayacakmış gibi de gelebilir. Belki de bilinç altında farkında olmadan “Ya her şey düzelirse” düşüncesi yattığından dolayı da böyle yapıyor olabiliriz.

Fakat böyle davranmak aslında insana mutluluktan ziyade mutsuzluk getirir. Bazen bırakmak gerekir. Çünkü bırakmadığınızda ya da bırakamadığınızda sanki hala sizin hayatınızın bir parçasıymış gibi hissetmeye devam edersiniz.

Bu yüzden yeni yıla sayılı günler kalmışken, ben de bu söylediklerimi uygulamaya karar verdim. Bu yazı yayınlandıktan sonra beni geçmişe bağlayan, geçmişi hatırlamamı sağlayan ve hatırladığımda beni huzursuz/mutsuz eden her şeyi hard disklerimden bulup (çok düzenli klasörleme yapmadığım için hard disklerimin ve mail kutumun (muhtemelen binlerce mail birikmiştir yine.) içi çöplük gibi :/ zaman alacak belli ki) silmeye karar verdim. Geçmişi ve yaşanmışlıkları arkamda bırakıp yeni yıla, yeni bir başlangıç yaparak girmek istiyorum.

Şu bir gerçek ki sizin canınızı en çok acıtan kişiler, hep en çok değer verdikleriniz ve sevdiklerinizdir. Fakat sizi gerçekten sevselerdi, sizin canınızı acıtmak isterler miydi?! Sizi mutlu etmek isteyen, her zaman yanınızda olmak isteyen insanları hiç bırakmayın. Gitmek isteyen kendine bir bahane her zaman bulur. Siz, hak edenler ve ne olursa olsun sizin yanınızda olmak isteyenlere değer verin. Tabii ki üzülen siz olmak istemiyorsanız…

Share Button

“Baba” Kelimesi Hakkında Hissettiklerim

baba-ogul

Ben 1 yaşındayken annem ve babam ayrılmışlar. Babam beni yıllarca ne aradı ne de sordu. Ben 15-16 yaşlarına geldiğimde beni aramaya başladı. Fakat o zaman da ben onunla görüşmek istemedim. O zamanki aklımla “Bu zamana kadar beni aramadı. Bundan sonra beni aramasının ne anlamı var ki?” gibisinden düşüncelere sahiptim. Bu arada şunu da belirtmeden geçmeyeyim. O yaşlara gelene kadar ne annem ne de akrabalarım, babam hakkında tek kötü laf etmediler. Annem, özellikle yakın çevremdeki akrabalarımı bu konuda uyarmış. Belirli bir yaştan sonra ben artık sormaya başladığım için onlar ondan sonra bana olan bitenleri anlatmaya başladılar.

Şöyle bir düşünüyorum da geçmişe dönüp baktığımda hiçbir zaman bir babanın yokluğunu hissetmedim. Hani Türk filmlerinde babası olmayan çocuklar gibi bir halim yoktu. Sanki babamın yanımda olmayışı çok normalmiş gibi geliyordu. Hatta onunla doğru düzgün hiçbir şey paylaşmadığım için çoğu zaman, hatta hiç aklıma bile gelmiyordu. Anneme ne kadar teşekkür etsem azdır. Benim için hem anne hem de baba olmuş ben farkında olmadan. Ben büyürken yanımda bir baba figürü olmadığı için ve ev içerisinde dedeme herkes baba dediği için ben de dedeme bir süre baba demişim. 🙂 Ben o yılları hatırlamıyorum gerçi. Dedem benim için Türk sinemasının Hulusi Kentmen’i gibiydi. Benim hem dedem hem de manevi babamdır. Nur içinde yat dedem…

Şimdi bana sorsanız “Baba” kelimesi senin için ne ifade ediyor diye. Size bir cevap veremem. Çünkü bu kelimenin benim için bir anlamı yok. Aklımda hiçbir şey canlanmıyor. “Anne” dendiğinde hissettiğim o duyguyu “Baba” kelimesini duyduğumda hissetmiyorum. Nötr’üm yani. Ne iyi ne kötü hiçbir duygu yok içimde. Kısacası içimde hissetmem gereken ama hissetmediğim boş bir yer var içimde. Bu durumdan mutsuz falan da değilim. Sadece insan hissetmediği bir şey için bir yorumda bulunamıyor.

Aranızda bu yazıyı okuyanların çoğu babasıyla birlikte büyümüştür. Size nasıl benim bu anlattıklarım anlamsız geliyorsa, sizin babanıza karşı hissettiğiniz duygular da bana aynı şekilde anlamsız geliyor.

Babamın beni arayıp sormama nedenini hiç sormadım. Bir araya geldiğimizde kendisi bazı şeyleri anlattı zaten. Gezip tozmak, eğlenmek daha cazip geldiği için beni arayıp sormadığı belli. Annem “Babana her zaman seninle görüşmesini, arayıp sormasını, ilgilenmesini söylemiş olmama rağmen babana neden arayıp sormadığını sormuyorsun? Sormaya hakkın var.” demişti. Ben de anneme şu yanıtı vermiştim. “Babama, beni neden aramadığıyla ilgili hesap sorsam bana ne cevap verebilir ki? Vereceği yanıt ne olursa olsun hiçbir yanıt beni tatmin etmeyecek.” Yaklaşık 15 sene gibi bir süre için yapılacak hiçbir açıklamanın benim gözümde bir değeri yok.

Benim kendi adıma aldığım ders, ileride olur da kendi çocuğum olursa benim yaşadıklarımı kendi çocuğuma yaşatmamak. Eğer çocuğum olursa, her ne kadar sağlıklı olması daha önemli olsa da yine de bir erkek çocuğum olsun isterim. Bunu istememdeki neden, çocuğumun bana karşı hissedeceği duyguyu, davranışı, sevgiyi görmek. En azından çocuğumu görerek “Demek ki babayla birlikte büyüyünce böyle oluyormuş.” diyebilirim sanırım. Bir nevi empati yapıp kendimi çocuğumun yerine koyabilirim. Belki içimdeki o boşluk bu şekilde az da olsa dolabilir. Bilemiyorum.

Bu yazıyı, içimdekileri biraz olsun dökmek ve beni daha yakından tanımak isteyenler için yazdım. Bu kadar özelini paylaşmaya ne gerek vardı diye düşünenler olabilir. Sonuçta bunlar benim duygularım ve yaşanan olaylar da geçmişte kalmış olaylar. Bu yüzden paylaşmakta bir sakınca görmüyorum.

Haddim var mı yok mu bilemiyorum. Fakat bu yazıyı okuyan babalar umarım kendi çocuklarıyla aralarındaki bağı kuvvetlendirirler ve benim yaşadıklarımı kendi çocuklarına yaşatmazlar. Çünkü neresinden bakarsanız bakın. Babası hayattayken babasız büyümeyi hiçbir çocuk istemez…

Share Button

Arkadaşlarıma Teşekkür Yazısı

tesekkur-ederim

Genelde hep pozitif düşünmeye ve iyi düşündüğünde iyi şeyler olacağına inanan biriyim. Bunun da doğruluğunu çoğu zaman görmüşümdür. Tabii ki her insan gibi zaman zaman moralimi bozan, canımı sıkan, beni üzen şeyler olabiliyor hayatımda.

Çoğu zaman böyle olduğu aklıma gelmese de, aslında ne zaman mutsuz olsam veya problemlerim, sıkıntılarım olsa mutlaka o anda birileri hayatıma girmiştir ve sıkıntılı dönemlerimi rahat geçirmemi sağlamıştır. Bunlar yeni kişiler olabileceği gibi eski ve arkadaşım/dostum diyebileceğim kişiler de yanımda olup bana destek olmuştur. Hiçbir şey veya hiçkimse için üzülmemem gerektiğini bana hatırlatıyorlar.

Şu bir gerçek ki eğer Allah’ın sevdiği kuluysanız ve iyi kalpliyseniz sizin bir şekilde elinizden tutuyor. Düştüğünüzde elinizden tutabilecek birilerini size gönderiyor. Önemli olan bu kişilerin değerini bilmek ve ona göre davranmak gerek diye düşünüyorum. Bu zamana kadar yaptığım iyiliklerin faydasını belki de bu sayede görüyorumdur.

Son yaşadığım ve beni üzen olaydan sonra da yeni birileriyle tanıştım. Bu tanıştığım ve sohbet etmekten keyif aldığım insanlar, yaşadığım üzüntüyü atlatmamda bana çok destek oldular. Kafamı dağıtmamı sağladılar. Yaşadığım olay olmasaydı böyle cana yakın arkadaşlarla tanışma fırsatım olmayacaktı. Hatta iyi ki böyle bir olayı yaşamışım ve iyi ki kurtulmuşum diyorum şimdi. 😀

Yaşadığım sıkıntıları onlar sayesinde çok rahat bir şekilde atlatıyorum. Bana destek olan, benim yanımda olan herkese buradan teker teker teşekkür ederim. İsimlerini söylemeye gerek yok. Onların dışında pek kimseyle konuşmadığım için onlar kendilerini biliyorlar. Onların da ne zaman konuşmaya, dertleşmeye veya yardıma ihtiyaçları olursa her zaman yanlarında olduğumu buradan bir kez daha belirtmiş olayım.

Ben yine doğru bildiğimi yapmaya ve insanlara yardım etmeye, yani iyilik yapmaya devam edeceğim. Siz başkalarını mutlu edin ki başkaları da sizi mutlu etsin. Mutlu olmanın anahtarı belki de budur. Siz ne dersiniz?

Share Button

Mutlu Musunuz?

mutluluk

Hepimizin hayatında yaşadığı şeyler üç aşağı beş yukarı aynı. Gündelik hayatta yaptıklarımıza öyle sıkı sıkıya bağlıyız ki, arada mola verip de kendimize “Mutlu muyum?” sorusunu sormuyoruz.

Olaylara hep kötü, olumsuz tarafından bakıyoruz. Bardağın dolu tarafına (sahip olduklarımıza) bakmayıp hep boş tarafına (sahip olamadıklarımıza) bakıyoruz. Gözümüzün önündekileri görmeyip, sahip olduklarımızın değerini bilmeyip hep sahip olamadıklarımızı istiyoruz.

Mutluluğu yakalamak, mutlu olmak aslında sanıldığı kadar zor değil. Çoğu zaman mutluluğu yakalama fırsatımız varken kendi egolarımız, gururumuz ve isteklerimiz yüzünden elimizdekilerden de oluyoruz. Sadece kendimiz için yaşama düşüncesi hep ön planda. Olaylara olumlu tarafından bakabilsek, ben değil biz olabilsek, sadece kendi mutluluğumuzu ön planda tutmaktansa karşımızdakileri de mutlu edebilsek, etmeye çalışsak, bizi mutlu edene hak ettiği değeri versek… Bunları yapmak zor değil. Önemli olan bunları yapmayı İSTEMEK!

Size sorduğum soruyu kendime de yönelteyim. Ben mutlu muyum? Mutlu olmamam için bir sebebim yok. Beni mutsuz etmeye çalışan insanlara, yaşadığım problemlere, sıkıntılara rağmen mutluyum. Hayatımda bu tarz can sıkıcı şeyler nasıl olsa her zaman olacak. O halde bir de bunları düşünerek kendime fazladan dert, sıkıntı çıkarmanın bir anlamı yok. İnsanlara karşı kırgınlık, kızgınlık, öfke vs. hissetmediğiniz sürece, içinde bulunduğunuz dünya daha çekilir bir hal alıyor.

Mutlu olmayı becerebiliriz. Yeter ki bunu kalpten isteyelim ve olaylara hep kötü tarafından bakmaktan vazgeçelim. Eğer mutluluğu yakaladıysanız, bırakmayın. Vazgeçmeyin. Genelde çoğu kişi kolay yolu seçiyor. Siz zor olanı yapın. Sahip olduğunuz mutluluğun değerini bilin. Sizi mutlu eden biri varsa onun değerini bilin.

Yazının başlığındaki “Mutlu musunuz?” sorusunun yanıtını yorum olarak aşağıya bırakmayı unutmayın. 😉

Share Button