Atatürk
Banner

Kategori Arşivi: ‘Kişisel’

İyilik Yap Yap, Nereye Kadar?

Bu zamana kadar hep yardımsever olmuşumdur. Yardımımı hakeden insanlara yardım ettiğimde ne kadar mutlu olduysam yardımımı haketmeyen insanlara yardım ettikten sonra da kendimi kötü hissetmişimdir.

İyi olmak kazandırır mı? Ya da uzun vadede kazandırır mı? Kazandırıyorsa sanırım ben o kadar da şanslı bir insan değilim. Uzun vadede kazandırıyorsa da bu zamana kadar yaptığım iyilikler neden kazandırmadı? Yaptığım iyilikleri tabii ki karşılık beklemeden yapıyorum. Fakat insanlar o kadar çıkarcı olmuş ki boşuna iyilik yapıyormuşum gibi hissettirenlerin sayısı çoğaldı. Ne kadar çok iyilik yaparsanız, insanların gözündeki değeriniz artmıyor. Aksine yaptığınız iyilikle beraber gözlerindeki değeriniz azalıyor.

Bu iyilik kıyafetinin üstüme fazla yapıştığını hissediyorum. Zaman zaman da bu kıyafetten kurtulmayı istemişimdir. İyilik yapmak işe yaramıyorsa bundan sonra daha farklı hareket etmek gerekecek.

Tecrübe, bu zamana kadar yediğim kazıkların toplamıysa ben kazık yeme kotamı doldurdum artık. İnsanlar sayesinde yeterince tecrübe kazandım. Kazıklarını benden esirgemeyen herkese buradan da teşekkür ederim.

Neden kaybettiğimi az çok tahmin ediyorum aslında. Kalbimle hareket ettim hep. Mantığımı kimi zaman kenara bırakıyordum. Artık daha çok mantığımla hareket edeceğim ve…

Bundan böyle deyim yerindeyse dünyanın kıçına parmak atacağım. Bu böyle biline…

Share Button

Ya Nereye? Gitme Boş Ver, Otur!

Güzel vakit geçirmek için bir yakınınıza/arkadaşınıza misafirliğe gidersiniz. Her şey iyi güzel gider. Gitme vaktiniz geldiğinde “Ben kalkayım artık.” dersiniz. Karşıdan gelen yanıt %99 aynıdır. “Ya Nereye? Gitme Boş ver, Otur!”

Bu sözün çeşitli söyleniş şekilleri var. Fakat verilen mesaj aynıdır. Ev sahibi sizden biraz daha oturmanızı ister. Bunu kimisi gerçekten ister. Kimisi belki de laf olsun diye. Söylemezse içi rahat edemez ev sahibinin. Sizin de belki halletmeniz gereken işleriniz (veya özel işleriniz) vardır. Anlatmayı da istemiyorsunuzdur. Ev sahibi biraz daha ısrar edince, baktınız çok sıkıştırdı sizi. Aradan sıyrılmak için akla gelen ilk yalanı sallayıverirsiniz. Çünkü “Yapacak işlerim var.” demeniz ev sahibini kesmez. Onun bu söze karşı ciddi bir bağışıklığı vardır. “Boş ver sonra yaparsın işini.”. İşinizin ne olduğu da çoğu zaman önemsizdir onun için. O esnada kendisi bencillik moduna geçmiştir bile.

 

Bu olayları hemen hemen her ev ziyaretine gittiğimde yaşarım. En nefret ettiğim şeylerden biridir. Gece güzel giderken kapanış bu şekilde yapıldı mı benim için geçirilen güzel vaktin içine edilmiştir bir kere.

Ben hiçbir zaman bize gelen misafire bu tarz şekilde yaklaşmadım. Misafir gitmek isterse “Yine bekleriz” der geçerim. Çevremdeki insanlar beni bilir. Bana ısrar edilmesini hiç sevmem. O yüzden kendime yapılmasını istemediğim şeyi başkasına da yapmamaya çalışırım.

Gitmek isteyen misafir, kendince önemli bir işi olmasa zaten oturacaktır. İşi vardır ve ne olduğunu anlatmak istemiyor olabilir. Madem gelen misafir sizin için bu kadar önemli. Sizin evinizde az kalmışsa, siz de en kısa sürede onun evine ziyarete gidin. Böylece hem daha sık görüşmüş olursunuz.

Israr edince insanların eline ne geçiyor anlamıyorum. Israr etme huyunuzdan vaz geçin artık…

Share Button

Unutamadığım Rüyalarım

Resimdeki Çocuk Benim :)

Resimdeki Çocuk Benim 🙂

Siz ne sıklıkla rüya görürsünüz bilemem ama ben ortalamanın üzerinde rüya görüyorum diyebilirim sanırım. Benim gördüğüm rüyalar genellikle hep bir aksiyon filmi gibi olmuştur. Peşimde devamlı birileri beni kovalar ve ben de çeşitli cambazlık hareketlerle onlardan kaçmaya çalışırım. Bunu yaparken de keyif alıyorum ayrıca. Tam yolun sonuna gelip kaçmayı bıraktığımda da ya uyanıyorum ya da başka bir rüyaya geçiş yapıyorum. Gerçi bu tarz rüyaları da bir süredir görmediğimi belirteyim.

Bu kısa girişten sonra sizlere -ve aslında ileride hatırlamak için kendime- unutamadığım rüyalarımdan birkaçını anlatmak istiyorum. Birçok kişinin hayatında unutamadığı rüyaları vardır. İşte benimkiler…

  1. Beni en çok etkileyen rüyamı anlatarak başlamak istiyorum. Uzun zaman önce gördüğüm bir rüyaydı. Yattığımda gece saat tam 03.00’tü. Yatar yatmaz uyumuşum. Rüyamda eski antik bir kente benzer bir yerdeydim. Eski çağlardaki o sütunlardan filan vardı etrafta. Birden deprem olmaya başladı. Sakallı bir adam -aksakallı değil :D- daha Eşhedü en lâ ilâhe deyip kelime-i şehadeti bitiremeden üzerine sütunlardan biri düştü. Birden yerden yükselmeye başladım. Dünya ayaklarımın altında küçüldü ve uzayda her yer kapkaranlık vaziyetteyim fakat bir yere basıyor gibiyim. Bastığım yer cam gibi çatırt diye kırılıyor ve hızla zaten kapkaranlık ortamda daha da aşağıya düşüyorum. O anda sanki yere çarpmış gibi yatakta zıpladım ve uyandım. Tüylerim diken diken olmuştu. Saate baktım ve saat 03.05’ti. Rüyayı sadece 5 dakika içinde görmüştüm. Rüyanın etkisinden kurtulmak için bilgisayarın başına geçip biraz nette takılıp sonra geri yatmıştım.
  2. Dedemi kaybedeli yıllar oluyor. Çok sık olmasa da arada sırada dedemi rüyalarımda görürdüm. Rüyalarımda ne zaman dedemi görsem hep şu cümleyi kuruyordum. “Dede, ölmemişsin. Yaşıyorsun.” Fakat bir tanesinde dedemin evindeydim. Dedem kapının önündeydi. Yine aynı cümleyi kurdum. “Dede, ölmemişsin. Yaşıyorsun.” Sıkıca sarıldım ona. Hiçbir karşılık vermiyordu. Sarılmıyordu ama sarılmama izin veriyordu. Bense göz yaşlarımı tutamıyordum. O esnada yataktan hıçkırarak ve gözlerim yaşlı bir şekilde uyandım. O kadar gerçekçiydi ki. O an dedemin gerçekten yanımda olduğunu hissettim. O zaman rüyamı anlattığım kişiler de dedemin gerçekten ziyaretime geldiğini söylemişlerdi. Ne kadar doğru bilemiyorum. Nur içinde yat dedem, benim manevi babam. Seni seviyorum…
  3. Unutamadığım rüyalarımdan bir diğerinde de bir koltukta oturuyorum. Önümde, aralarında biraz mesafe bulunan üç kişi oturuyor. En soldaki babam, karşımdaki kişi dedem ve sağ tarafımdaki kişinin kim olduğu belli değil. Birisi var ama görüntü yok. Simsiyah bir görüntü. Ben o görünmeyen ve siyah kişiye bakıp bakıp ağlıyorum. O anda sanki dedem için ağlıyordum ama dedem karşımda oturuyordu. Belki de o siyah ve görünmeyen kişi dedemin ölü olduğunu bana hatırlatıyordu. Sanırım o yüzden ağlıyordum. Babamsa “Neden ağlıyorsun oğlum?” diye sorup duruyordu. Bense ağlamaktan cevap dahi veremiyordum. Ağlamam durmuyordu.

Bir dönem Antalya’da teyzemlerin oturduğu evin üst kısmı tuğla halde ve ben rüyamda her akşam oraya çıkıp oradan aşağı atlıyordum ve yere yüzüstü çakıldığım an uyanıyordum. Bunu da kendime not olarak eklemiş olayım.

Tamam biliyorum. Sizin de içinizi kararttım. Ne yapayım, adam gibi bir rüya ne zaman gördüm hatırlamıyorum bile. 😀

Buraya kadar okuma zahmetine girdiğiniz için teşekkür ederim. Sizin de unutamadığınız rüyalarınız varsa -özellikle güzel olanlarını- yazının altındaki yorum kısmına yazmayı unutmayın. Belki sizin güzel rüyalarınız benim rüyalarıma yön verir. Kim bilir? 🙂

Share Button

PolatBuyukarslan.Com 5 Yaşında

besinci-yil

Blogu açalı 5 sene oldu. Her sene benimle beraber o da yaşlanıyor. Olgunlaşıyor. Son zamanlarda yazmayı fazla ihmal ettim. Beş sene içerisinde yazma konusunda en durgun dönemlerimdeyim. Ufak ufak da olsa tekrar bir şeyler yazmak istiyorum.

Yeni yaşla beraber yeni bir tema güzel gider diye düşündüm. Bu sebeple Montezuma isimli ücretsiz ve oldukça sade bir görüntüye sahip temayı kullanmaya karar verdim. Eskisi gibi güzel bir tema olsun arayışında değilim. Beni yazmaya teşvik edebilecek kadar güzel bir görüntüye sahip olması yeterli. Zaten daha çok yazıların rahat okunabilir olmasını önemsiyorum artık.

Bakalım yeni yaş neler getirecek hep birlikte göreceğiz. 🙂

Share Button

1 Ayda Nasıl 3 Kilo Verdim? – (2)

saglikli-beslenme

Bir önceki yazıda işin spor olan kısmını anlattım. Unutmadan şunu da belirteyim. Sadece diyet yaparak kilo verebilmeniz mümkün değil. Kilo vermesine verirsiniz ama bu sizi bir yere kadar götürür. Ondan sonra yine spor yapmak zorunda kalacaksınız. O yüzden spor yapmayı alışkanlık haline getirin ve keyif almaya bakın.

Herkesin, özellikle bayanların en çok merak ettiği yemek olayına gelelim. Diyet listemi vereceğimi zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü ben diyet yapmadım.

  • Normal yemeklerimi düzenli olarak yedim.
  • Abur cubur yeme alışkanlığım vardı. Zaten sahip olduğum kiloları bu yüzden aldım. Abur cubur yemeyi kestim.
  • Ekmeğe kimi zaman çok fazla abanıyordum. Tam buğday ekmeğine geçtim. Zaten tam buğday ekmeğinde en fazla 3 dilim falan yiyebiliyorum.
  • Beni bilenler pek fazla salata yemediğimi bilir. Salata yememe nedenim sevmediğimden değil. Gittiğim başka evlerde salata yemesem de arada kendi evimde salata yiyordum. Benimki daha çok yememeyi tercih etmekti. Hayatıma salatayı ciddi anlamda soktum. Genelde akşam öğünlerini salata olarak tüketmeye başladım. Eskiden salatayla insan doyar mı? diye düşünürdüm. Doyuluyor. Hem de öyle böyle değil. Hazırladığım salatayı 1 saatte yediğimi biliyorum. Her ne kadar hızlı yemenin sağlıklı olmadığını bilsem de ben yemeği hızlı yiyenlerdenim. Gerisini siz düşünün. 🙂

Hazırladığım salatanın içine neler koyduğumdan da bahsedeyim. Elinizde bulunan yeşilliklerin bir çoğunu kullanabilirsiniz. Marul olarak ben kıvırcık marulu tercih ediyorum. Maydanoz vb yeşillikleri saplarıyla birlikte çok küçük şekilde doğruyorum. Ağzıma sapları vs gelmesin diye neredeyse toz haline getirecek şekilde doğruyorum. Protein olmazsa olmaz. Kimi zaman haşladığım top yumurta, kimi zaman da haşladığım tavuk etlerini içine atıyorum. Genelde tavukta göğüs etini pek sevmem ama salatayla iyi gidiyor. Rendelenmiş tulum peyniri ve ceviz de ilave ediyorum. Salatalık ve varsa turşu da doğruyorum. Çok az yağ ve limon da ilave edince gayet hoş ve doyurucu bir salata olmuş oluyor.

Salata ile ilgili şunu da belirteyim. Salatayı akşam yediğimde doymamış gibi hissediyorum. Yani midem boş gibi ama hiçbir açlık hissetmiyorum. Hafif beslenildiği için akşam uykularım daha rahat geçer oldu. Akşam yemeğinden yaklaşık 2 saat sonra karnım kazınırdı. Bir şeyler yeme ihtiyacı hissederdim. Kimi zaman bu ihtiyacımı da tatlı vs yiyerek kapatmaya çalışırdım. Salata yedikten sonra karnımın kazınmamaya başladı.
İşin özeti kendimde beğenmediğim yeme alışkanlıklarımı çıkarıp attım. Sağlıklı ve dengeli beslenirken evdeki diğer kişilerin de size destek olması, sizi motive etmesi çok önemli. Annem de çok fazla spor yapan birisi ve birbirimizi beslenme konusunda destekliyoruz.

Hayatınızdan bol kalorili ve lezzetli yemekleri çıkarmak insanın moralini bozabilir. Benim bahsettiğim şey bunları ömür boyu yememek değil. Tabii ki yiyeceksiniz. Sonuçta nefsinizi de tatmin etmeniz gerekiyor. Ben bu bir aylık süre içerisinde 2-3 kez kaçamak yaptım. Kaçamaktan kastım şu. Canım tatlı çekti. Gittim canım ne istiyorsa, fakat arkasındaki kalori miktarına da bakarak aldım. Çünkü spor yaparken o kadar emek harcadığınız için bu verdiğiniz emek sizler için çok önemli oluyor. Size de tavsiyem alacağınız şeylerin kalori miktarlarına bakın. Sizin yaptığınız 1 saatlik spor size 300 kalori yaktırsa, bir bisküviyi eritmek için 1,5 saat yürüyüş yapmanız gerekecek. İşin bu açısında bakınca zaten insanın canı pek de alıp yemek istemiyor. Yürüyüş sırasında alnımdan akan terler bunu bana sürekli hatırlatıyor. 🙂 İşin güzel yanı da şu. Sporunuzu düzenli yaptıktan sonra yaptığınız kaçamaklar da çok keyifli oluyor. Yerken vicdan azabı çekmiyorsunuz. Kalorisi bol olan bir şeyi bile rahat rahat yiyebiliyorsunuz. 🙂

Burada anlattığım beslenme yöntemi benim kendime göre ayarladığım şeyler. Benim yaptığımı yapın demiyorum yani. Siz kendinizi az çok bilirsiniz. Beslenmenizi de ona göre ayarlayabilirsiniz.

Yeri gelmişken sporun insana verdiği mutluluktan da bahsedeyim. Yapılan spor mutluluk hormonu salgıladığı için kendinizi daha sağlıklı ve mutlu hissediyorsunuz. Hani insan mutlu olur ama nedenini bilemezsin. Etrafına bakıp salak salak gülümsemek istersin ya. Sporun insanda yarattığı tam olarak bu. Sebepsiz bir mutluluk hissediyor insan. Verdiğim her kilo sayesinde yaptığım yürüyüşlerde ayağıma binen yükün azalması sebebiyle daha rahat yürüdüğümü de fark ediyorum.

Yapılan ufak tefek değişikliklerle bile gördüğünüz gibi kolayca kilo verilebiliyor. Kiloyu ilk etapta az da verseniz çok da verseniz önemli değil. Acele etmenize gerek yok. Nasıl olsa bu tarz bir yaşamı ömrünüzün sonuna kadar devam ettirecekseniz bir şekilde sağlığınız düzelip ve vücudunuz forma girecek.

Bu şekilde devam etmeyi ve hayatıma sporu daha çok sokmayı planlıyorum. Hatta bisiklet alıp bunu ulaşım aracı olarak kullanmayı bile düşünüyorum.

Sevdiğiniz ve bol kalorili olan yemeklerin veya tatlıların tadı, siz yeseniz de yemesiniz de değişmeyecek. O yüzden çok fazla ve sürekli yemenizin hiçbir anlamı yok. Sporunuzu veya beslenme alışkanlığınızı düzene sokmayı da Pazartesi’ye bırakmayın. Çünkü Pazartesi’ler hiç bitmez.

Hepinize sağlıklı, spor dolu ve uzun ömürlü bir hayat dilerim.

Share Button

1 Ayda Nasıl 3 Kilo Verdim? – (1)

saglikli-beslenme

Yazının başlığına bakanlar ilk etapta reklam yazısı olarak algılayabilir. Fakat yazıyı okuyunca reklam olmadığını anlayacaksınız.

Malumunuz kilo birçok insan için ciddi anlamda sıkıntılı bir durum. İstediğinizi giyemez, kilonuzun fazlalığına bağlı olarak en ufak yürüyüşlerde bile nefes nefese kalır, ayrıca hiç hoş bir görüntüye de sahip olamazsınız. Evet, evet. Doğru bildiniz. Sizden bahsediyorum. :))

Kilo vermenin aslında çok kolay olduğunu en başta söyleyerek sizleri sinir etmek istiyorum. 🙂 Dediğim gibi çok kolay kilo verilebiliyor. Fakat önce gerçekten kilo vermeyi istemeniz gerekiyor. Bakın GERÇEKTEN diyorum. Neden gerçekten diyorum? Çünkü hepimiz zaman zaman 3-5 kilom var. Biraz fazlalığım var. O kadar versem yeter diyoruz. Hedefimizi kısa tuttuğumuz için hedefe ulaştıktan sonra kendimizi salıyoruz ve tekrar eski kötü halimize geri dönüyoruz. O kadar emek boşa gitti.

Öncelikle karar vermek gerekiyor. Ama baştan savma karar verme değil. Güzel görünmek ve istediğiniz kıyafetleri giyip çevreniz tarafından beğenilmek mi? Yoksa kilolu olup, istediğiniz kıyafetleri giyememek ve en önemlisi sağlıksız olmak mı? Sanırım ne demek istediğimi anladınız.

Olaya kilo verme gözüyle bakmayın. Kilo verilmesine verilir fakat önemli olan verdiğiniz kiloda kalmayı becerebilmek. İlk başta düşüncenizi değiştirmeyle başlayın. Hayatınızda yemek sadece açlığınızı doyurmak için olsun. Küçüklüğümüzde bize sürekli yemeklerin arkamızdan ağlayacağıyla söylenirdi. Küçük yaşlardan itibaren yemek üzerine çok fazla şartlanıyoruz. Ben bunu biraz da şuna bağlıyorum. Bildiğiniz gibi savaşların olduğu zamanlarda Türk insanı o kadar açlık çekmiş ki. Belki de bu yüzden yemeğe çok fazla düşkünlüğümüz var.

Neyse konumuza dönelim. Olaya kilo verme gözüyle bakmayın demiştim. Diyet olarak da bakmayın. Çünkü hangi diyeti ömür boyu uyguluyorsunuz ki? Burada amaç sağlıklı ve düzenli beslenmek ve bunu ömür boyu uygulamak.

Peki ben 1 ayda 3 kiloyu verirken ne yaptım. Burada rakamlara takılmayın. Hatta uzun süre önce 1,5 ayda 6 kilo vermişliğim de oldu. Yani haftada 1 kilo.

Sağlıklı beslenme ve düzenli spor yaparak kilo vermeyi uzun zamandır yapmak istiyordum. Fakat bir şekilde kendime bahaneler üretip durdum. Muhtemelen siz de çoğu zaman kendinize bu konuda bahaneler uydurup duruyorsunuz.

Her insanda, hayatının bir döneminde bir kırılma noktası yaşar. Ben de bu kırılma noktasına ulaştım. Neler yapmam gerektiğini biliyor fakat bir şekilde erteliyordum. Sonra da ertelediğim için içim içimi yiyordu.

Beni motive edecek bir şeyler gerekiyordu. Aklıma aylık bir spor çizelgesi hazırlamak ve bunu evin salonunun duvarına asmak geldi. Bu şekilde sürekli gözümün önünde olacak ve bana spor yapmam gerektiğini hatırlatacaktı. İşe de yaradı.

Hazırladığım çizelgede bir günde yapılacak spor olarak 300 mekik + 1 saat yürüyüş + 1 saat vücut geliştirme vardı. Her ne kadar bu 3 şeyi bir günde yapmak güzel olsa da benim ilk hedefim en azından bir tanesini her gün düzenli olarak yapmak. Bunların içerisinden vücut geliştirmeyi hiç yapmadım. Yapsaydım bana çok çok daha faydası olacaktı. Daha önceleri yaptığım vücut geliştirmelerden biliyorum. 300 mekik çekebilmem şu andaki göbeğimle pek de mümkün olmuyordu. Zaten yürüyüşlerden sonra mekik çektiğim için en fazla 150 tane çekebildim. O da en fazla 10 gün sürdü. Ondan sonra mekik çekmeyi bıraktım. Mekik çekmeyi bırakmamdaki nedenlerden birisi internette okuduğum yazılarda bölgesel olarak zayıflamanın mümkün olmadığı ve mekik çekmenin sadece karın kaslarını geliştirdiği. Yürüyüşüyü bir ay içerisinde olabildiğince yapmaya çalıştım. Zaten yürüyüşü de sevdiğim için pek sıkıntı olmadı. 1 ayda sadece 5 gün yürüyüş yapmadım. Onun dışında kalan günlerde en az 1 saat yürüyüş, hatta bazen günde 2 veya 3 saat yürüdüğüm de oldu.

Yazının devamı için buraya tıklayın.

Share Button